|
İL VE İLÇE İNSAN
HAKLARI KURULLARININ GÖREVLERİ
2.11.2001 tarihli ve 24218 sayılı Resmi
Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren "İnsan Hakları Kurullarının Görev,
Kuruluş ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik” hükümlerine dayanarak,
ülkemizde insan haklarının korunmasını sağlamak ve insan hakları ihlallerini
önlemek için gerekli araştırmaları yapmak ve bunların sonuçlarım yetkili
mercilere bildirmek, toplumu ve uygulayıcıları eğitmek, konu ile ilgili
Devlet Bakanlığınca verilen görevleri yerine getirmek amacıyla İnsan Hakları
İl ve ilçe Kurulları oluşturulmuştur.
Başbakanlıkça 23.11.2003 tarihli ve 25298
sayılı Resmi Gazetede yayınlanan "İl ve İlçe İnsan Hakları Kurullarının
Kuruluş, Görev ve Çalışma Esasları Hakkında Yönetmelik" hükümleri ile
yeniden düzenlenmiştir.
İl ve İlçe Kurulları Görevleri
İllerde Bakanlık, Başkanlık, Valilik, İl
Masası, İl Kurulu üyeleri ve İlçe Kurulları tarafından İl Kurulunun
gündemine getirilen; ilçelerde de Bakanlık, Başkanlık, Valilik, İl Kurulu,
Kaymakamlık, İlçe Masası ve İlçe Kurulu üyeleri tarafından İlçe Kurulu
gündemine getirilen konuları değerlendirmek.
İnsan hakları ihlali iddialarını incelemek ve
araştırmak.
İnsan haklarının korunması ve insan hak ve
özgürlüklerinin kullanılmasının önündeki engeller ile hak ihlallerine yol
açan sosyal, siyasi, hukuki ve idari sebepleri incelemek, araştırmak ve
bunların çözümüne ilişkin Valilik ve Kaymakamlık makamına önerilerde
bulunmak.
İdarenin uygulamalarında vatandaşlara hoşgörü
ve nezaketle yaklaşılmasını sağlamak amacıyla gerekli çalışmaları yapmak.
Ayda bir tüm çalışmaları özet olarak,
İlçelerde İl Kuruluna, İllerde Başkanlığa bildirmek.
|
|
İnsan onuru ve eşitlik, insan
hakları fikrinin merkezinde yer alan iki temel değerdir. Bütün insanların
eşit olması, insan haklarını evrensel kılar, insan hakları daha iyi ve
onurlu bir yaşam için gerekli olan temel standartlar tanımlandığında
anlaşılabilir.
İnsanların ve toplumların
yaşamlarını insan onuru ve eşitliği temelinde birlikte sürdürebilmeleri için
gerekli olan değerler ise özgürlük, adalet, ayrımcılık yapmamak, başkalarına
saygı göstermek, hoşgörü ve sorumluluktur.
Ayrım gözetmeksizin herkes insan
haklarına sahiptir; suçlular, devlet başkanları, çocuklar, kadınlar,
erkekler, Afrikalılar, Avrupalılar, Asyalılar, mülteciler, işsizler, özel
kuruluşlarda çalışanlar, öğretmenler, sanatçılar, işçiler... Çünkü herkes
insandır. İnsan haklarının gücü, herkese eşit davranılması ilkesinden gelir.
İnsan hakları bizim için vardır ve
insan haklarının tümüne saygı duyulması bizim hakkımızdır. Kişisel
haklarımız, fiziki ve ahlaki bütünlüğümüzü korur ve kişilerin kendi düşünce,
din ve inançlarını korumalarına izin verir. Eşitlik ve özgürlük hakkı,
düşünce ve ifade özgürlüğü, dini vecibelerini yerine getirme özgürlüğü,
işkence görmeme ve öldürülmeme hakları gibi.
İşkence, kötü ve insanlık dışı
muamele yada cezalandırma, hiçbir biçimde haklı çıkarılamaz yada hukuken
veya ahlaken savunulamaz. "Emir almış olmak" da mazeret olarak kabul
edilemez. İşkence görmeme hakkı, hiç bir koşulda askıya alınamayacak,
istisnası ve sınırlaması olmayan mutlak bir haktır.
Düşünce, vicdan ve din özgürlüğüne
ilişkin haklar, kişilerin düşünce yada inanç değiştirme özgürlüğü ile din
yada inancını tek başına yada topluca ve açıkça yada özel olarak yaşama ve
açıklama özgürlüğünü içerir. Müslüman, Katolik, Ortodoks, Yahudi, Ateist ne
olursa olsun herkesin eşit haklara sahip olması gerektiğini belirtir.
Medeni haklarımız, yasal ve siyasal
sistem içinde keyfi uygulamalara maruz kalmamamızı sağlar. Örneğin: Keyfi
gözaltı ve tutuklanmaya karşı korunma, mahkeme tarafından suçlu olduğuna
karar verilene kadar masum sayılma hakkı, itiraz hakkı gibi.
Siyasi haklarımız toplumsal yaşama
katılmak için gerekli olan haklarımızdır. Oy kullanma hakkı, siyasi
partilere katılma hakkı, özgürce bir araya gelme ve toplantılara katılma
hakkı, bilgiye erişme hakkı ve düşünceyi ifade etme hakkı gibi. İnsan onuru,
medeni ve siyasal hakların verdikleriyle sınırlandırılmaktan çok daha
ötededir, insanların temel gereksinimlerini nasıl karşılayacaklarını ve
birlikte nasıl çalışacaklarını düzenleyen haklarımız vardır. Bu haklar,
eşitlik ilkesi ile sosyal ve ekonomik araçlara erişimin garanti altına
alınması ilkesine dayanırlar.
Özgürlükten yoksun bırakılmak nasıl
hoş görülemezse, aşırı yoksulluk içinde bırakılmak da aynı biçimde hoş
görülemez. Bu nedenle sosyal ve ekonomik hakları savunmak son derece
önemlidir. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi devletlere, çalışma koşulları,
adil ücret, grev, iş alanında kadın ve çocukların korunması gibi 23
toplumsal ve ekonomik hakkı güvence altına almalarını önerir.
Ekonomik haklar, yalnızca çalışma
hakkını, yeterli yaşam standardına sahip olma hakkını, konut hakkını ve
emeklilik hakkını içermez. Aynı zamanda insan onurunun korunması için maddi
güvencenin gerekli olduğunu, anlamlı bir işin yokluğu yada yeterli bir
barınağa sahip olmama durumunun insan onurunun zedelenmesine yol açtığını
kabul eder.
Sosyal haklarımız toplumsal yaşama
tam katılım için gerekli olan haklardır. Öncelikli olarak eğitim hakkını,
aile kurma ve sürdürme hakkını, sağlık hakkını, ayrımcılıktan korunma
hakkını içerir.
Kim olursak olalım, toplumsal yada ulusal kökenlerimiz ne olursa olsun,
kadın yada erkek olalım, eğitim hepimizin hakkıdır. Ana ve babaların
çocukları için düşüncelerine ve inançlarına uygun bir eğitim verme hakkına
saygı gösterilir. Ancak doğal olarak bu eğitimde çocuğun haklarını
zedeleyici hiçbir unsur bulunmamalıdır.
Kültürel haklar, kendi kültürel
birikimi ile toplumun kültürel yaşamına özgürce katılma hakkını ve bu
kültürü gelecek nesillere aktarabilmek için eğitim hakkını kapsar. Yine de
kültürel olarak sınıflanmayan diğer birçok hak, özellikle toplum içinde
azınlıkta kalan gruplar için öznel kültürlerini korumak açısından son derece
önemlidir. Örneğin; ayrımcılığa uğramama ve kanunlar karşısında eşit biçimde
korunma hakkına sahip olmak gibi.
Bu hak ve özgürlükler; cinsiyete,
ırka, renge, dile, dine, siyasal yada başka düşünceye, toplumsal yada ulusal
kökene, azınlık olmaya, servete yada diğer tüm durumlara dayanan herhangi
bir ayrım gözetmeden sağlanmalıdır.
Hepimiz insan haklarını
korumalıyız. Ulusal ve uluslararası düzenlemeler ve/veya kamu otoritesini
kullananlar insan hak ve özgürlüklerini kısıtlayabilirler. Ancak hiç kimse
bu kısıtlamaların evrensel insan haklan normlarını ihlal ettiğine işaret
etmezse, haklarımızın ihlali devam eder. Bireyler olarak, kendi
yaşamlarımızda başkalarının haklarına saygı göstermenin yanı sıra, kamu
otoritelerinin ve diğerlerinin faaliyetleri üzerinden gözümüzü ayırmamalıyız.
Koruyucu sistemler bizim için vardır. Biz de bunları kullanmalı ve
gelişimine katkıda bulunmalıyız.
İnsanın değişimi ve gelişmesinin
sonucunda 10 Aralık 1948 yılında yayınlanan İnsan Hakları Evrensel
Bildirgesi doğmuştur. Türkiye, Birleşmiş Milletlerin kurucu üyelerinden
birisi olarak İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'ni ilk onaylayan ülkeler
arasında yer almış ve insan hakları konusundaki önemli sözleşmelerin büyük
bölümüne taraf olmuştur.
İnsan hakları ve temel özgürlükler
alanında diğer demokrasilerle aynı değer ve amaçları paylaşan Türkiye, insan
hakları standartlarının en yüksek düzeye getirilmesi amacıyla son yıllarda
birçok önemli adım atmıştır
Ülkemizde 2000 yılında 81 il ve 850
ilçede "İnsan Hakları İl ve İlçe Kurulları" kurulmuştur. Bu kurullar, 23
Kasım 2003 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan yönetmelikle yeniden
yapılandırılmış, kurullarda sivil toplumun temsili güçlendirilmiştir. Söz
konusu kurullar, insan haklarının korunması ve geliştirilmesi için
çalışmalar yapmaktadır. Kurullar, öncelikle idarenin uygulamalarında
vatandaşlara hoşgörü ve nezaketle yaklaşılmasını sağlamakla ve insan hakları
ihlallerinin önlenmesi için gerekli çalışmaları yapmakla yükümlüdür. Hak
ihlaline şahsen uğradığınız yada tanık olduğunuz her durumda, valilik veya
kaymakamlık binasında bulunan insan hakları danışma ve başvuru masaları
aracılığı ile bu kurullara başvuruda bulunabilirsiniz. |